SON DAKİKA

Kesintisiz Haberlerin Adresi
22 Nisan 2026 - 11:41 'de eklendi ve 248 views kez görüntülendi.
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Aradan On Beş Yıl Geçince

Gerçeği tam bilmeden hamile kaldığımda, babam beni bir anda kapının önüne koymuştu. Aradan on beş yıl geçtikten sonra ise ailem, beni ve oğlumu görmek için çıkageldi… Ama karşılarında gördükleri manzara, hepsini bir anda bembeyaz kesip dilsiz bıraktı.

“Sen ne yaptın böyle?” Babamın öfkeli sesi evin içinde öyle sert yankılandı ki, koridordaki çerçeveler bile sarsıldı. Bir elimde küçük bir çanta, diğer elimde pozitif çıkan test sonucu ile hâlâ kapının ağzında dikiliyordum. Babam kâğıdı elimden kaptı, göz gezdirdi ve yüzü öfke ile dehşetin birbirine karıştığı tanımadığım bir renge büründü.

Gözlerimi şöminenin üstündeki televizyona çevirdim. Tüm yerel kanallarda aynı haber dönüyordu. Kız kardeşim Rüya’nın fotoğrafı ekranı kaplamıştı; yanında da “ON BEŞ YILDIR KAYIP OLAN KADIN BULUNDU” yazısı geçiyordu. Alt bantta ise kırmızı son dakika yazısı akıyordu: “POLİS, ESKİ KOMİSER DENİZ HARMAN HAKKINDA BİLGİ TOPLUYOR.”

Babam kapıya yeniden vurmaya başladı. “Elif!” diye bağırıyordu. “Kapıyı aç. Ne olur!”

Ne olur… O gece beni evden kovarken ağzından böyle bir kelime çıkmamıştı. Oğlum Umut, koridorda çoraplarıyla öylece kalakalmıştı. Televizyondan yayılan mavi ışık yüzünü solgun gösteriyordu. On dört yaşındaydı; uzun boylu, koyu saçlıydı ve gözleri bana benziyordu. Yalnız korktuğunda yüzünde başka birinin gölgesi beliriyordu.

“Yukarı çık,” dedim ona.
“Anne, seni yalnız bırakmam.”
“Umut.”

Kısa bir tereddütten sonra merdivenlerin başına çekildi. Kapıya vuran eller daha da sertleşmişti; telaş artık iyice büyümüştü. Rüya kapının önünde ayakta zor duruyor, annem ise neredeyse düşecek gibi sallanıyordu. İçimdeki bütün uyarılara rağmen kilidi açtım.

İlk giren babam oldu. Hatırladığımdan daha yaşlı, daha küçülmüş görünüyordu ama hâlâ yıllarca herkesten itaat beklemiş bir adamın ağırlığını taşıyordu. Annem titreyerek arkasından girdi. Rüya ise en son adım attı içeri.

Tam eşiği geçtiği anda gözleri Umut’a takıldı. Umut da ona baktı. O saniyede odadaki hava değişti. Babam da bunu fark etti. Yüzündeki kanın çekilişini gördüm. Ağzı açıldı ama sesi çıkmadı. Rüya titrek bir nefes verdi.

“Aman Tanrım…”

Umut bana döndü. “Anne… bana neden öyle bakıyor?”

Cevap veremedim. Henüz veremezdim.

Babam sonunda boğazındaki düğümü yutarak konuşabildi. “Gitmemiz gerek. Hemen. Hep birlikte.”

Kuru ve acı bir kahkaha çıktı ağzımdan. “On beş yıl sonra evime gelip bana emir veremezsin.”

“Elif, beni dinle,” dedi. “Deniz, onun yaşadığını öğrenirse buraya gelir. Rüya hayattaysa bunu o da anlayacaktır.”

Deniz ismi odanın içine bomba gibi düştü.

Komiser Deniz Harman. Ailem herkese, benim onunla kaçtığımı anlatmıştı. Beni yoldan çıkaran polismiş gibi göstermişlerdi onu. Sonra da bir anda ortadan kaybolduğunu söylemişlerdi. O hikâyede ben asi kızdım, o ise üzerine suç yıkılan adamdı. Oysa bu kurgu, asıl korkunç gerçeği saklamak içindi.

Rüya bana doğru bir adım attı, sesi zangır zangır titriyordu. “Onlara öldüğümü söyledin.”

Annem hüngür hüngür ağlamaya başladı. Ben başımı yavaşça salladım. “Hayır,” dedim. “Bana senin öldüğünü söylediler.”

Rüya sanki tokat yemiş gibi bana baktı. “Ne?”

Babam iki eliyle yüzünü kapattı. “Şimdi bunun sırası değil.”

“Hayır,” dedim sertçe. “Tam zamanı.”

Rüya’nın bakışları bir bana, bir babama gidip geliyordu. Otuz üç yaşında olmasına rağmen çok daha yaşlı görünüyordu. Kaybettiği yıllar yüzüne kazınmış gibiydi. Sol kaşının üzerinde bir iz, çenesinde silik bir yara vardı. Kollarını kendi etrafında sarmıştı; sanki hâlâ bir yerlerde üşüyordu.

“On altı yaşındaydım,” dedi kısık sesle. “Kurstan çıkmıştım. Otoparkta beni durdurdu. Rozetini gösterdi. Annemin beni karakolda beklediğini, bir kaza olduğunu söyledi.” Nefesi kesildi. “İnandım.”

Umut merdivenlerdeydi. Her şeyi duyuyordu. Onu oradan göndermeliydim ama bacaklarım kımıldamıyordu.

Rüya devam etti; sanki şimdi susarsa bir daha asla konuşamayacaktı. “Beni sürekli farklı yerlere götürdü. Bağ evleri, kiralık odalar, bodrumlar… Sürekli taşındık. Hep babamın ona yardım ettiğini, babamın nerede olduğumu bildiğini ve kimsenin beni aramayacağını söyledi.”

Başımı yavaşça babama çevirdim. Artık inkâr etmek için çok geçti. Annem bir anda boğuk bir çığlık attı.

“Ona yalan söylediğini söyle, Deniz!”

İlk anda neden o ismi kullandığını anlayamadım. Sonra içime soğuk bir şey oturdu. Babamın adı Tekin’di. Deniz değildi. Annem babama seslenmiyordu.

Umut’a bakıyordu.

Bir an dünya etrafımda dönmeye başladı.

Umut, merdivenlerde üç basamak yukarıda durmuş, korkudan tırabzanı öyle sıkmıştı ki parmakları beyaza dönmüştü. “Babaannem bana neden o isimle seslendi?” dedi.

Kimse cevap vermedi.

Bana baktı. O anda, her sırrın altından başka bir sır çıktığını anlayan yüzünü gördüm.

Babam boğuk bir sesle, “Elif… ona anlatmalıydın,” dedi.

“Neyi anlatmalıydı?” diye bağırdı Umut.

Rüya da bakıyordu şimdi. Korku yoktu yüzünde. Şaşkınlıktan da fazlası vardı. Tanıma vardı.

Merdivenlere doğru bir adım attı. “Kaç yaşındasın?”

“On dört.”

Gözleri doldu. “Doğum tarihin?”

Umut boğazını temizledi. “On yedi Ekim.”

Rüya gözlerini kapadı.

Kalbim boğazımda atıyordu. Çünkü o tarih imkânsızdı. Çünkü yıllardır oğlumun, evden kovulduktan yedi ay sonra doğduğunu söylemiştim. Çünkü Umut’a da herkese de yalan söylemiştim.

Umut’un sesi çatladı. “Anne.”

Ona doğru bir basamak çıktım. “Açıklayacağım.”

Ama devam edemedim. Çünkü o anda tüm ışıklar söndü. Ev zifiri karanlığa gömüldü.

Dışarıda bir araba kapısı sertçe çarptı.

Sonra bahçe kapısındaki interkomdan bir ses yükseldi.
“Toplantı bitti.”

Rüya çığlık attı.

Ve Umut, karanlığın içinde fısıldadı: “Bu sesi… tanıyorum.”

Bir an kimse yerinden kıpırdamadı. Sonra babam, sanki bu evde benden daha rahat hareket ediyormuş gibi, mutfaktaki çekmeceye atılıp el fenerini çıkardı. Bu ayrıntı bile içimi ürpertti ama düşünmeye zaman yoktu. Dışarıda çakıl taşlarının üzerinde yavaş, emin adımlar duyuluyordu.

Umut’u yakalayıp merdiven boşluğuna çektim. “Aşağı inme,” diye fısıldadım.

Rüya duvara yaslanmıştı; titremekten ayakta zor duruyordu. Annem ona sarılmış ağlıyordu.

Fener yandı ve kapıya sert beyaz bir ışık vurdu. O ışıkta babam bir anda çökmüş, yaşlanmış görünüyordu.

“Bizi buldu,” dedi Rüya.

“Hayır,” dedi Umut.

Sesi garipti; korkulu ama kendinden emindi.

“Hepimiz yanlış düşünüyoruz. O değil.”

Başımızı ona çevirdik. Umut yutkundu ve ben engel olamadan bir adım öne çıktı.

“O sesi tanıyorum çünkü annemin eski kasetlerinde duydum.”

Kalbim yerinden fırlayacak sandım.

Dolabımda kilitli bir kutu vardı. İçinde üç kaset saklıyordum. Beni evden kovdukları yıl, gelen telefonları, tehditleri, yalanları kaydetmiştim. Bunlardan Umut’a hiç bahsetmemiştim. Hiç kimseye dinletmemiştim.

Bana baktı. Gözlerinde büyük bir kırgınlık vardı. “Geçen ay buldum. Hepsini anlayamadım ama sesi unutmadım.”

Kapı bu kez sakince çalındı. Bir. Sonra iki. Ölçülü, neredeyse nazik.

Babam gözlerini yumdu.

Umut, mahkemede ifade veren biri gibi eliyle işaret etti. “Kapıdaki… dedem.”

O an çöken sessizlik insanın kemiğine işliyordu.

Annem boğulur gibi bir ses çıkardı. Rüya babama, hayata bağlandığı son ip de kopmuş gibi baktı. Sonunda babam en alt basamağa çöktü. Yalanlarının ağırlığını artık taşıyamayan biri gibiydi.

“Evet,” dedi.

O tek kelime her şeyi yıktı.

Annem geri çekildi. “Hayır…”

Babam boşalmış gözlerle ona baktı. “İşlerin bu hale gelmesini istemedim.”

Rüya’nın boğuk hıçkırığı göğsümün içine işledi. “Bana babamın bildiğini söylemiştin. Yardım ettiğini söylemiştin.”

“Ediyordu,” dedim sessizce. Çünkü artık anlamıştım.

Yıllardır zihnimde gömdüğüm, birbirine bağlamaktan kaçtığım her şey bir anda yerli yerine oturdu.

On beş yıl önce, düşündüğüm gibi sadece bilinçsizce hamile kalmamıştım.

Her şey, Rüya’yı babamın tamirhanesinin arkasındaki eski depoda bulduğum gün başlamıştı. O saklı yeri tesadüfen keşfetmiştim. Rüya bitkin, korkmuş, yarı aç haldeydi ama yaşıyordu. Onu oradan çıkarmaya çalışmıştım. Babam bizi yola varmadan yakalamıştı.

Bana, polise gidersem Rüya’nın sonsuza dek kaybolacağını söylemişti.

Deniz Harman’ın, yani borç batağındaki o kirli komiserin, Rüya’yı kaçırmasına yardım ettiğini de o söylemişti. Herkesi ondan uzak tutan da oydu. Sonra bana şunu anlatmıştı: Kimse, hamile on yedi yaşındaki bir kızın sözüne, itibarlı görünen bir polisle saygın bir dernek üyesinden daha fazla inanmazdı.

Eğer susarsam Rüya yaşayacaktı.

Ben de sustum.

Sonra bir gece Deniz Harman ortadan kayboldu.

Babam bana, Rüya’nın bir sevk sırasında öldüğünü söyledi. Ona inandım. Ya da inanmak zorunda kaldım. Ama orada kalacak kadar değil. Bu yüzden, içimde dayanılmaz bir acı taşırken, yüzümde zoraki bir ifadeyle o evden ayrıldım. Çünkü onun işlediği suçun kanıtını zaten bedenimde taşıyordum.

Umut… Komiser Deniz’in oğlu değildi. Rastgele bir yabancının da değildi.

Umut, babamın oğluydu.

devamı sonraki sayfada…

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
SON DAKİKA