12:51 pm - Leroy Sane Kimdir
12:39 pm - Tammy Abraham Kimdir
12:27 pm - Jhon Duran Kimdir
12:46 pm - Ali Koç Kimdir
12:19 pm - Ahmet Necdet Sezer Kimdir
12:09 pm - Ayasofya Cami
12:41 pm - Güneş Kremi Tercihi
12:32 pm - Kene Yapışırsa Ne Yapmalıyım
12:04 pm - En Ucuz Tatil
5:43 pm - Barış Alper Yılmaz kimdir
Oğlumu 15 yıl önce toprağa verdim… Ama yıllar sonra dükkânımda, kaybettiğim evladıma inanılmaz derecede benzeyen bir adamı işe aldım.
Oğlum Barış, henüz 11 yaşındayken hayatını kaybetmişti. Böyle bir acı insanın içinden hiçbir zaman tamamen çıkmıyor. Onu kaybettikten sonra bir daha çocuk sahibi olmaya cesaret edemedim. Belki de Barış’ın anısı, içimde böyle bir kapıyı sonsuza kadar kapattı.
Dükkânım için temizlik görevlisi ararken gelen başvurulara bakıyordum. O sırada onu gördüm. 26 yaşında bir adamdı. Özgeçmişinde yedi yıllık bir boşluk vardı; cezaevinde yatmıştı. Adı da Barış’tı. Ama beni asıl sarsan şey adı değil, fotoğrafıydı. Eğer oğlum bugün hayatta olsaydı, tam da böyle birine dönüşürdü diye düşünmeden edemedim.
Görüşmeye çağırdım. Karşıma geçtiğinde sakin ama yorgun bir sesle konuştu:
“Hatalar yaptım. Bedelini ödedim. Şimdi artık o insan olmadığımı göstermek için bir fırsat istiyorum.”
O an sanki karşımda yabancı biri değil de oğlumun büyümüş hali oturuyordu. Onu işe aldım.
Ama eşim bu kararıma çok sert tepki gösterdi.
“Nasıl sabıkalı birini işe alırsın? Ya başımıza iş açarsa? Ya bizi soyarsa?”
Yine de Barış, bana ondan şüphe etmem için tek bir neden vermedi. Her sabah erkenden gelir, işini eksiksiz yapar, saygılı davranırdı. Zaman geçtikçe aramızda görünmez bir bağ oluştu. Akşam yemeklerine gelmeye başladı. Hatta bazı hafta sonları bile bizimle vakit geçiriyordu.
Eşimin bundan rahatsız olduğunu hissediyordum ama aldırmıyordum. Çünkü kan bağı olmasa da, sanki hayat bana yeniden bir oğulla oturma fırsatı vermişti.
Bir akşam yine aynı sofradaydık. Tam o sırada Barış’ın elindeki çatal yere düştü. O an eşim aniden patladı:
“Daha ne kadar yalan söyleyeceksin? Gerçeği ne zaman anlatacaksın?”
“Yeter artık,” dedim sertçe.
“Ama yetmedi!” diye bağırdı. “Kocama daha ne kadar yalan söyleyeceksin? Onun gerçek oğluna ne yaptığını ne zaman söyleyeceksin?”
Kalbim yerinden çıkacak gibi oldu.
Barış başını öne eğmişti. Bana bakmıyordu.
“Barış…” dedim güçlükle. “Ne diyor o?”
Yavaşça başını kaldırdı. Gözlerimin içine baktı. Sesi sakindi, belki de fazla sakindi.
“Ben,” dedi, “oğlunuzun ölümüne neden olan çocuğum.”
Dünya bir anda altüst oldu. Duyduğum şeyi zihnim reddetti. Kulaklarım uğuldadı. Ayağa kalkmak istedim ama bacaklarım güçsüz kaldı. Eşim ağlıyordu. Ben ise yalnızca ona bakıyordum… ama sanki ona değil de yıllar önce kaybettiğim çocuğuma bakıyordum.
“Bu… mümkün olamaz,” diyebildim.
Barış derin bir nefes aldı.
“Ben de o zaman 11 yaşındaydım,” dedi. “Mahallede oynuyorduk. Barış bisiklet sürüyordu. Ben onu ittim. Şaka yapmak istemiştim. Sadece sendeleyeceğini düşündüm. Ama kötü düştü… başını sert vurdu.”
Gözlerimin önü karardı. O günü, hastane koridorlarını, doktorun yüzünü, “Elimizden geleni yaptık” deyişini yeniden yaşadım.
Barış devam etti:
“Kaçtım. Çok korktum. Kimseye hiçbir şey söylemedim. Ama o an peşimi hiç bırakmadı. Yıllar sonra başka bir suça karıştım ve hapse girdim. Cezaevinde her gün bunu düşündüm. Çıktıktan sonra… sizi buldum.”
“Bizi mi buldun?” diye bağırdım.
Eşim ağlamaklı bir sesle araya girdi:
“Onu ilk ben gördüm. Dükkâna geldiğinde seni tanımadığını sandım… ama o başından beri kim olduğunuzu biliyordu.”
Barış başını eğdi.
“Evet,” dedi. “Sizi tanıyordum. Ama gerçeği söyleyemedim. Sadece yakınınızda olmak istedim. Belki bir gün cesaret bulur, her şeyi anlatırım diye düşündüm.”
İçimdeki öfke bir anda yükseldi. Sandalyeyi hızla geriye itip ayağa kalktım.
“Benimle oyun mu oynadın sen?” diye haykırdım. “Oğlumu benden aldın… sonra gelip benimle aynı masada oturdun?”
Barış yerinden kıpırdamadı.
“Biliyorum,” dedi. “Bunun affedilecek bir şey olmadığını da biliyorum. Ama her gün bununla yaşadım. Kendimi defalarca cezalandırdım. Sadece bir kez gözlerinizin içine bakıp gerçeği söylemek istedim.”
Eşim ağlamaya devam ediyordu. Ben ise nefes almakta bile zorlanıyordum.
Onu hemen oracıkta kovmalıydım.
Ama yapamadım.
Çünkü karşımda duran adam, yalnızca oğlumun ölümüne sebep olan biri değildi. Son aylarda hayatıma yeniden anlam katan kişiydi aynı zamanda. Onunla oturup kahve içmiştim. Birlikte gülmüştük. Ona akıl vermiştim. İçimden “Keşke oğlum yaşasaydı” dediğim anlarda, o hep yanımdaydı.
Bu nasıl bir çıkmazdı?
Sonunda boğazımdaki düğümü zorla yutup tek kelime söyledim:
“Git.”
Sonra bir kez daha, daha ağır bir sesle ekledim:
“Git buradan.”
Barış başını salladı. Gözleri doluydu ama ağlamıyordu.
“Tamam,” dedi. “Zaten bunu söyledikten sonra burada kalamam.”
Kapıya yöneldi. Tam çıkmadan önce durdu.
“Beni affetmenizi beklemiyorum,” dedi. “Ama şunu bilmenizi isterim… o günkü çocuk artık yok. Geriye sadece yaptığı hatayla yaşamaya çalışan bir adam kaldı.”
Kapıyı açtı.
Ve çıktı.
devamı sonraki sayfada…