12:51 pm - Leroy Sane Kimdir
12:39 pm - Tammy Abraham Kimdir
12:27 pm - Jhon Duran Kimdir
12:46 pm - Ali Koç Kimdir
12:19 pm - Ahmet Necdet Sezer Kimdir
12:09 pm - Ayasofya Cami
12:41 pm - Güneş Kremi Tercihi
12:32 pm - Kene Yapışırsa Ne Yapmalıyım
12:04 pm - En Ucuz Tatil
5:43 pm - Barış Alper Yılmaz kimdir
Ertesi gün otelin balo salonu ışıklarla parlıyor, içeride yoğun bir uğultu dolaşıyordu. Garsonlar ellerinde tepsilerle masalar arasında geziniyordu. Selim ise salonun bir köşesinde durmuş, yanına gelen insanların taziyelerini kabul ediyor, yüzeysel sohbetlerle meşgul görünüyordu. İçeri adım attığımda her adım bana ağır geldi. Selim beni fark eder etmez yüzündeki şaşkınlık, yerini huzursuz bir ifadeye bıraktı.
“Aylin, ne oldu?” diyecek gibi oldu.
“Konuşmamız gerekiyor,” dedim.
Bulunduğu yerde tedirgin şekilde kıpırdandı. “Burada olmaz. Bunun yeri değil.”
Gözlerimi ondan ayırmadan, “Hayır Selim,” dedim. “Tam da burası.”
Çevredeki birkaç kişi bize dönüp bakmaya başlamıştı. O sırada Melis de yanımıza geldi. Gözleri kıpkırmızıydı. Zaten orada olması şaşırtıcı değildi; Selim’in annesi onu çok severdi.
Ellerim titriyordu ama sesim kararlıydı. “İki yıl boyunca herkesin bana, sanki kızlarımızın ölümünden ben sorumluymuşum gibi bakmasına izin verdin. Sanki yalnızca bir gece dışarı çıkmak istediğim için kötü bir anneymişim gibi…”
Sonra Melis’i işaret ettim. “Onu hayatımıza sen soktun. İyi bir bakıcı olduğunu söyleyen sendin.”
Selim’in yüzündeki renk çekildi. “Aylin, lütfen…”
Ama artık durmayacaktım.
“Melis’in yaptığını saklamasına sen izin verdin!” dedim. Sesim her cümlede biraz daha yükseliyordu. “Bütün suçu, bütün o ağırlığı benim omuzlarımda bırakmama göz yumdun. Gerçeği bilseydim, iki yıldır taşıdığım bu korkunç suçluluk duygusundan kurtulabilirdim. Haydi şimdi söyle! Herkese anlat! Onlara kızlarımızın acil bir durum yüzünden değil, keyif için dışarı çıkarıldığını anlat!”
Selim başını önüne eğdi. Yüzünde tükenmiş bir ifade vardı. “Yine de bu bir kazaydı,” dedi. “Sonucu değiştirmez.”
Koluma dokunmak ister gibi uzandı ama ben geri çekildim.
“Hayır,” dedim. “Her şeyi değiştirir.”
Selim’in annesi oğluna öyle bir baktı ki, sanki karşısındaki insanı ilk kez görüyordu. Gözlerinde şaşkınlık ve kırgınlık vardı.
“Kendi kızlarını toprağa vermiş bir kadının, senin yalanını da sırtlamasına izin verdin öyle mi?” dedi.
O anda çevremizdeki salon neredeyse tamamen sustu. Kimse Selim’in yanına gidip onu savunmadı. Barın yakınında duran bir kadın elindeki kadehi indirip ona açıkça tiksintiyle baktı. Başka bir davetli ise bulunduğu yerden uzaklaştı. Melis ise olduğu yerde sessizce ağlıyordu.
Arkamdan birinin fısıltıyla, “Bunca zaman mı saklandı bu?” dediğini duydum.
Ve o anda fark ettim: Artık kimse bana acıyarak bakmıyordu. Bu kez bütün gözler Selim’in üzerindeydi.
Melis’e döndüm.
“Düşüncesizce bir seçim yaptın,” dedim. “Ardından da yalan söyledin. Kızlarımı sevdiğini biliyorum. Ama sevgi, yaptığın şeyi ortadan kaldırmaz.”
Bunu söylerken içimdeki yükün hafiflediğini hissettim. Cenazeden bu yana ilk kez gerçekten nefes alabildiğimi fark ettim.
Selim’in ne diyeceğini beklemedim. Bu kez yıkıntının ortasında kalan kişi bendim değil, oydu.
Bir hafta sonra kızlarımın mezarı başında diz çöktüm. Toprağa laleler diktim. Gözlerim doluydu ama dudaklarımda hafif bir gülümseme vardı.
“Hâlâ buradayım kızlar,” diye fısıldadım. “Sizi hep çok sevdim. Yanlış insanlara inandım. Ama bu utanç aslında benim taşımam gereken bir yük değilmiş.”
Parmaklarımı isimlerinin yazılı olduğu taşa yavaşça sürdüm.
“Bu ağırlığı yeterince uzun zamandır taşıyorum,” dedim. “Şimdi onu burada bırakıyorum.”
Sonra ayağa kalktım. İçimdeki o ağır yük sonunda çözülmüştü. Arkama dönmeden oradan yürüdüm.
Ve uzun zaman sonra ilk kez gerçekten özgür hissettim.