SON DAKİKA

Kesintisiz Haberlerin Adresi
27 Şubat 2026 - 11:52 'de eklendi ve 66 views kez görüntülendi.
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Yıllar önce lise son sınıfta, henüz yolun başındayken girdi hayatıma. Hem üniversite hayalleriyle yanıp tutuşuyor hem de el ele yürüyeceğimiz uzun yılların ilk taslaklarını çiziyorduk.

“Bu neyin nesi?” diye fısıldadım buz gibi bir sesle. Annem, kelimeleri keskin birer ok gibi fırlattı: “Baban bu evrakı yıllar evvel fark etti. Biz senin her şeyi bilerek bu yolu seçtiğini düşünmüştük ama o… sana hikâyenin sadece işine gelen kısmını anlatmış.”

Bakışlarımı eşime çevirdiğimde dudaklarının titrediğine şahit oldum. “Doktorlar bir ışık yaktı,” dedi derinden gelen bir sesle. “Fakat garanti vermediler. Ailem gırtlağına kadar borç içindeydi, o tedaviler ise servet değerindeydi. Başarısızlık ihtimali bu kadar yüksekken, sana boş bir umut tacirliği yapmak istemedim.”

“Yani gerçeği benden sakladın,” dedim. “Kaybedecek hiçbir şeyim kalmamıştı,” diye savundu kendini, “ama seni kaybetme korkusu her şeyin önüne geçti.” O an kalbimde iki dev dalga birbirine çarptı: aldatılmışlık ve derin bir hüzün. Annem, “Vakit henüz geçmiş sayılmaz,” diye araya girdi. “Tıp gelişti, tüm masrafları biz üstleneceğiz; ama önce bu yalanla yüzleşmen gerekiyordu.”

Oda mezar sessizliğine büründü. On beş sene boyunca, sadece tekerlekli sandalyeye değil, aslında kendi kabullenişine hapsolmuş bir adamla ömür tüketmiştim. Meğer o kaçınılmaz sandığımız kader, o kadar da kesin değilmiş.

O gece aramızda tek kelime geçmedi. Evladımız derin uykusundayken biz salonda iki yabancı gibi oturduk. “Seni korumaya çalıştım,” dedi nihayet. “Beni, kendi hayatım hakkında karar verme hakkımdan mahrum bıraktın,” diye karşılık verdim. Gözleri yaşla doldu, sadece “Haklısın,” diyebildi. On beş yılım film şeridi gibi geçti zihnimden: o bitmek bilmeyen seanslar, ilk kazancımız ve ironik bir şekilde oğlumuzun ilk adımları…

“Eğer bu yola girmek istiyorsan,” dedim en sonunda, “deneyeceğiz. Ama bu kez her kararı ortaklaşa vereceğiz.” Annemin yüzünde yıllar sonra ilk kez şefkatli bir ifade gördüm. Ardından aylar süren o sancılı süreç başladı; robotik tedaviler, ağır egzersizler, tükenmek bilmeyen programlar… Her anı bir işkence kadar yorucuydu. İlk kez destek alarak ayağa dikildiğinde ellerimin zangır zangır titrediğini hissettim. Tam bir yürüyüş değildi belki ama bacaklarında hayat belirtisi vardı. Her milimetrik ilerleme bizim için büyük bir zaferdi. Babasının iki bar arasında attığı o ilk sarsak adımı görünce oğlumuz gözyaşlarına boğuldu; ben de ona eşlik ettim.

Bir yılın sonunda bastonuyla birkaç adım atabilir hale gelmişti. Tamamen iyileşmemişti ama asıl mesele bu değildi. Bir akşam klinikten dönerken, “Sana yalan söyledim,” diye itiraf etti yeniden. “Fakat bütün hayatımı senin üzerine kurdum. O gün gerçeği söylesem belki umuda tutunurduk, belki de sen kendini mecbur hissederdin. Korktum işte.”

Elini sıkıca tuttum. “Ben seni sandalyen için sevmedim,” dedim, “yürüme ihtimalin için de yanında kalmadım. Ama dürüstlüğü hak ediyordum.” Sessizce onayladı: “Bundan sonra aramızda hiçbir sır olmayacak.”

Zamanla annemle olan kırgınlığımız onarıldı, babam torununu kucaklamak için kapımızı çaldı. Yılların yarattığı o uçurum bir anda kapanmadı belki ama köprüler kurulmaya başlanmıştı. Asıl mucize tam da buydu.

Güneşli bir gün parkta yürüyorduk; o bastonuyla, ben kolunda. Oğlumuz önümüzde bisiklet sürüyordu. Birden durdu ve bana baktı. “İzle,” dedi. Bastonunu bıraktı ve iki adım attı. Desteksiz. Kusursuz değildi, her an devrilecekmiş gibi kırılgandı ama gerçekti. Gözlerim buğulandı. Hayat bizi iki kez yıkmıştı ama her seferinde bize seçme şansı da tanımıştı. O gün şunu bir kez daha idrak ettim: Sevgi, birinin noksanlığını üstlenmek değil; onu tüm gerçekliğiyle kabul edip yanında durabilmektir. Çünkü en zorlu yollar ayaklarla değil, yürekteki cesaretle aşılırdı.

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
SON DAKİKA