12:51 pm - Leroy Sane Kimdir
12:39 pm - Tammy Abraham Kimdir
12:27 pm - Jhon Duran Kimdir
12:46 pm - Ali Koç Kimdir
12:19 pm - Ahmet Necdet Sezer Kimdir
12:09 pm - Ayasofya Cami
12:41 pm - Güneş Kremi Tercihi
12:32 pm - Kene Yapışırsa Ne Yapmalıyım
12:04 pm - En Ucuz Tatil
5:43 pm - Barış Alper Yılmaz kimdir
Hayat arkadaşımla on yedi yaşımızda, lise koridorlarında karşılaştık. O, zekasıyla hayran bırakan bir matematik dehası; ben ise mısraların arasında yaşayan romantik bir genç kızdım. Mezuniyetin eşiğinde, geleceği sonsuz bir imkanlar silsilesi sanıyorduk. Ancak Kurban Bayramı arifesinde gelen o meşum haber, tüm dünyamızı altüst etti. Geçirdiği ağır kaza sonrası hayata tutunması bile mucizeydi ama bu mucize ağır bir faturayla gelmişti: Felç. Bir daha asla ayağa kalkamayacaktı.
Hastane odalarında verdiğimiz o zorlu mücadelede ailemin desteğini beklerken, onların gözlerinde merhametten ziyade bir “hesap” gördüm. “Kendi hayatını karartma,” dedi annem. Babam ise bir kurban olmayı seçmemem gerektiğini öğütlüyordu. Onlara göre “ideal eş” sağlıklı, kariyer sahibi ve toplumda statü kazandıracak biriydi. Saygınlık uğruna, kalbimin pusulasını görmezden gelmemi beklediler.
Onu değil, ailemi terk etmeyi seçtim. Tüm maddi desteği kestiler, kapıyı arkamdan kapattılar. Sevdiğim adamın ailesi bana kucak açtı. Bir yandan ekmek paramızı kazandım, bir yandan eğitimimi sürdürdüm. Fizik tedavi seanslarında elini hiç bırakmadım. Mezuniyet balosuna o sandalyeyle girdiğimizde, etraftaki acıyan bakışlara inat başımı en yukarıda tuttum; çünkü o koltukta oturan ruh, hala yeryüzünde en çok değer verdiğim varlıktı.
Yıllar içinde zorlukları aşarak kendi küçük yuvamızı kurduk. O, keskin zekasını yazılım dünyasına adayıp evden çalışmaya başladı; ben ise bir yayınevi mutfağına geçtim. Çocuğumuzu kucağımıza aldığımızda bile ailem yanımızda yoktu ama ben kendimi hiç “eksik” hissetmemiştim. Ya da ben öyle sanıyormuşum.
On beş yıl sonra, sıradan bir iş günü eve erken döndüğümde duyduğum sesle donup kaldım. Annem, onca yıllık sessizliğin ardından mutfağımızda, eşimin karşısında adeta kükrüyordu: “Ona bunu nasıl reva gördün? On beş yıl boyunca bu sırrı nasıl sakladın?” Eşim, suçlu bir çocuk gibi başı önde, sessizliğe gömülmüştü.
Annem elime bir dosya tutuşturdu. İçindeki sararmış hastane raporları, buz gibi bir gerçeği yüzüme çarptı. Kazadan aylar sonra hazırlanan raporda, yoğun bir rehabilitasyonla yürüme ihtimalinin çok yüksek olduğu açıkça belirtilmişti. Fakat sayfanın sonundaki o not kalbimi durdurdu: “Hasta ailesi, maddi imkansızlık gerekçesiyle tedaviyi reddetti.”
devamı sonraki sayfada…