SON DAKİKA

Kesintisiz Haberlerin Adresi
14 Mart 2026 - 10:16 'de eklendi ve 85 views kez görüntülendi.
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

üvey evladım

Deniz, evin içinde adeta duygularını kapatmış bir makine gibi dolaşıyordu. Aklından geçenlere ulaşmam mümkün değildi. Ona kendimi anlatmaya çalışmadım, çünkü içindeki kırgınlığı anlayabiliyordum. Sadece yanında kaldım, orada olmaya devam ettim.

Ardından gelen günler, hayatımın en soğuk ve en sessiz günleri oldu.

Ertesi sabah Selin’in sevdiği yemekleri hazırladım. İçine yıldız makarna koyduğum tavuk suyu çorbasını yaptım. Bir zamanlar hasta olduğunda istediği tarçınlı ekmeklerden pişirdim. Çantasına küçük bir not bıraktım: “Günün güzel geçsin. Seninle gurur duyuyorum. Vazgeçmeyeceğim. :)”

O hafta okulundaki sonbahar etkinliğine gittim ve salonun en arkasında sessizce oturdum. Selin beni yok saydı ama orada olmamdan da rahatsız olmadı. Sonra ona uzun bir mektup yazdım. Dört sayfa boyunca tüm gerçeği anlattım; on yedi yaşımda neler yaşadığımı, nasıl korktuğumu, nasıl yalnız bırakıldığımı… Gece olunca mektubu kapısının altından içeri kaydırdım. Okuyup okumadığını hiç sormadım. Ama ertesi sabah mektup yerde değildi.

Her şeyin yön değiştirdiği gün, geçen cumartesiydi.

Selin, yarım kalmış bir tartışmanın ardından gergin bir sessizlik içinde evden çıktı. Çantasını kaptı, kapıyı arkasından sertçe kapattı ve gitti. Yaklaşık beş dakika sonra öğle yemeğini mutfak tezgâhında unuttuğunu fark ettim. Yemeği elime aldım ve hiç düşünmeden peşinden çıktım; annelerin yaptığı gibi.

Benden yarım sokak kadar öndeydi. Kulaklıklarını takmıştı ve hiç arkasına bakmıyordu. Ben adını seslenerek garaj yolundan kaldırıma doğru yürürken, yan sokaktan bir araba öyle hızlı çıktı ki ikimizin de fark etmeye zamanı olmadı.

Çarpmanın kendisini hatırlamıyorum. Sadece asfaltın sertliğini hatırlıyorum. Sonrası yok.

Ambulansta kısa bir an gözlerimi açtım, sonra yine karanlığa gömüldüm. Kendime geldiğimde bir hastane odasındaydım. Odanın içindeki ışık bile aradan epey zaman geçtiğini anlatıyordu. Bir hemşire, çok fazla kan kaybettiğimi söyledi. Kan grubum AB negatifti ve bu grup çok nadir bulunduğu için hastanenin elindeki stok da sınırlıydı. Durum acilmiş. Neyse ki son anda uygun bir bağışçı bulunmuştu.

Deniz yanımdaydı. Yüzünde, korkunun içinden yeni çıkmaya çalışan bir adamın yorgunluğu vardı.

Gözlerimi kapatıp bir şey söylemeye çalıştım ama dudaklarımdan yalnızca tek bir isim çıktı: Selin.

Deniz sakin bir sesle, “Koridorda bekliyor,” dedi. “İki saattir orada. Hayatını o kurtardı. Kanı veren oydu.”

Bunu duyunca, Selin’in son günlerde bana söylediği bütün sert sözleri düşündüm. Ve şimdi, hastane koridorundaki plastik sandalyede oturup kendi acısıyla sessizce yüzleştiğini hayal ettim. Kaçmadan, saklanmadan, sadece orada bekliyordu.

İkinci kez gözlerimi açtığımda odadaki ışık değişmişti. Gün ilerlemiş, renkler yumuşamıştı. Selin yatağımın yanındaki sandalyede oturuyordu. Uyumuyordu. Uzun zamandır tek bir anı bekleyen birinin dikkatli sessizliğiyle bana bakıyordu.

Adını söylemeye çalıştım. Zayıf bir ses çıktı.

Selin hemen öne eğildi. Sonra, sanki kırılacak bir şeyi tutar gibi dikkatlice bana sarıldı ve yüzünü omzuma yasladı. Ağlaması, içinde tuttuğu çok ağır bir yükü sonunda yere bırakmış birinin ağlamasıydı.

Kollarımı tam kaldıramıyordum ama elimden geldiğince sırtına dokundum.

Bana, insanlar bir anda bağırmaya başlayınca arkasını döndüğünü anlattı. Yerde yattığımı gördüğünde hayatında hiç o kadar hızlı koşmadığını söyledi.

Bir süre sonra kısık bir sesle, “Mektubu okudum,” dedi. “Hem de üç kez.”

Ben hiçbir şey söylemedim.

“Henüz seni affetmiş değilim,” diye devam etti. “Ama seni kaybetmek de istemiyorum.”

Ona bunun bana yettiğini söyledim. Hatta fazlasıyla yettiğini.

Dün bizi hastaneden Deniz eve getirdi. Selin arka koltukta yanıma oturdu. Tıpkı onu ilk tanıdığım günlerde yaptığı gibi omzunu omzuma yasladı. Deniz hastaneden beri fazla konuşmamıştı ama o birkaç gün içinde onda da bir şeylerin değiştiği belliydi. Kızının benim için hayatını ortaya koyacak kadar tereddütsüz davranması, sanırım onun da içindeki düğümleri çözmüştü. Bu ailenin biçimini yeniden görmesini sağlamıştı.

Garaj yoluna geldiğimizde arabadan inmeden önce Deniz arkaya uzandı ve sessizce elini ikimizin ellerinin üstüne koydu.

Bir an boyunca üçümüz de hiç konuşmadık. Ama o sessizlik, kırık değil, tam tersine bir şeyleri onaran bir sessizlikti. Zor bir karanlığın içinden geçip diğer tarafa ulaştığınızda oluşan o derin, sakin an gibiydi.

Sonra hep birlikte eve girdik.

Ve bu kez, hiç kimse gitmiyordu.

Önümüzde hâlâ uzun bir yol var. Yapılması gereken zor konuşmalar, yeniden kurulacak güven ve aile olmayı baştan öğrenmenin sabır isteyen süreci… Ama artık o yolu yalnız yürümüyoruz.

Bu kez, birlikte ilerliyoruz.

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
SON DAKİKA