12:51 pm - Leroy Sane Kimdir
12:39 pm - Tammy Abraham Kimdir
12:27 pm - Jhon Duran Kimdir
12:46 pm - Ali Koç Kimdir
12:19 pm - Ahmet Necdet Sezer Kimdir
12:09 pm - Ayasofya Cami
12:41 pm - Güneş Kremi Tercihi
12:32 pm - Kene Yapışırsa Ne Yapmalıyım
12:04 pm - En Ucuz Tatil
5:43 pm - Barış Alper Yılmaz kimdir
Elimde o zarfla donakalmıştım. On beş yıl… Ve bana getirdiği tek şey buydu. Gözümü zarfın üzerinden ayırmadan yavaşça açtım ve içindekilere baktım. Zarfın içinden kalın, kenarları sararmış bir tomar kağıt, birkaç gazete küpürü ve köşeleri yıpranmış tek bir fotoğraf kaydı avucuma düştü. Nefesimi tutarak en üstte duran fotoğrafa odaklandım. Bu, yengemin on beş yıl önce geçirdiği o korkunç kazada hurdaya dönüşen arabasının, polis arşivlerinden alınmış siyah-beyaz görüntüsüydü.
Fotoğrafı ters çevirdiğimde, arkasına kırmızı kalemle yazılmış, kanımı donduran tek cümleyi gördüm:
“Karın sadece bir uyarıydı. Eğer polise o dosyaları verirsen, sıradaki kaza o üç küçük kızın olacak.”
Titreyen ellerimle belgelerin üzerine geçtim. Yabancı dilde mahkeme kararları, karartılmış isimlerin olduğu uluslararası yakalama emirleri ve üç gün önce tarihli bir gazete kupürü duruyordu. Haberde, yıllardır Avrupa’da aranan ve yasa dışı silah ile insan kaçakçılığı yapan acımasız bir mafya liderinin gizlendiği hücre evinde ölü bulunduğu yazıyordu.
Başımı yavaşça kaldırdım ve karşımda, omuzları düşmüş, gözleri donuk bir şekilde bana bakmakta olan kardeşime, Kemal’e baktım.
“Bu ne demek, Kemal?” diye fısıldadım. On beş yıllık öfkem, yerini dipsiz bir dehşete bırakmıştı.
“Sen… Bizi terk etmedin mi?”
Kemal yutkundu, çatlamış dudaklarını ıslattı ve titrek bir nefes aldı.
“Yengenin ölümü bir kaza değildi, Kerem,” dedi boğuk, yılların ağırlığını taşıyan bir sesle.
“Çalıştığım lojistik firması, uluslararası bir kaçakçılık ağının paravanıydı. Elimde onları bitirecek belgeler vardı. Savcılığa gitmeye hazırlanıyordum. Ama benden önce davrandılar. Eşimi benden aldılar…”
Sözcükler boğazında düğümlendi. Parmaklarıyla yüzünü sıvazlarken, eksik boğumlarını, soluk yara izlerini ilk kez fark ettim. Hayatının bedeli bedenine kazınmıştı.
“Cenazeden sonraki gece, o fotoğraf kapımın altından atıldı,” diye devam etti.
“Polisin beni veya o üç masumu koruyamayacağını biliyordum. Karşımdaki adamlar devletin içine kadar sızmıştı. Eğer kızların yanında kalsaydım, onlara sarılıp veda etseydim, izleyenler asla vazgeçmeyecekti. Onları yaşatabilmemin tek yolu vardı Kerem: Korkak, bencil bir adam gibi görünüp, ardıma bakmadan evden kaçmak. Bütün hedefi, tüm nefreti kendi üzerime çekmek.”
“On beş yıl…” diye fırladı ağzımdan. Gözyaşlarım artık serbestti.
“Bunca yıl neredeydin, Kemal? Ne yaşadın?”
Bana acı ve buruk bir gülümsemeyle baktı:
“Başka isimlerle, başka ülkelerin en karanlık sokaklarında yaşadım. O adamların peşine düştüm, gölgelerden geçerek onların imparatorluğunu çökertmek için uluslararası istihbaratlarla gizlice çalıştım. Geceleri sokaklarda yattım, hücrelerde işkence gördüm, defalarca vuruldum. Ama pes etmedim. Çünkü her gözümü kapattığımda, o üç küçük kızın güvenle senin evinde uyuduğunu, okula gittiğini biliyordum. Onları senden iyi kimse koruyamazdı. Benim tek görevim, o karanlığı onlardan uzak tutmaktı.”
Parmağıyla elimdeki gazete küpürünü işaret etti ve devam etti…
devamı sonraki sayfada…