12:51 pm - Leroy Sane Kimdir
12:39 pm - Tammy Abraham Kimdir
12:27 pm - Jhon Duran Kimdir
12:46 pm - Ali Koç Kimdir
12:19 pm - Ahmet Necdet Sezer Kimdir
12:09 pm - Ayasofya Cami
12:41 pm - Güneş Kremi Tercihi
12:32 pm - Kene Yapışırsa Ne Yapmalıyım
12:04 pm - En Ucuz Tatil
5:43 pm - Barış Alper Yılmaz kimdir
Afet Yönetimi Uygulama ve Araştırma Merkezi (MATAM) tarafından hazırlanan bu ilk değerlendirme raporu, İTÜ Maden Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Kumral’ın liderliğinde, alanında uzman birçok akademisyenin katkısıyla oluşturuldu. Raporun başlığı, “23 Nisan 2025 Orta Marmara Sırtı Depremi (Mw 6,2: 12.49 – Silivri’nin 26 km Güneyinde)” şeklinde duyuruldu. Raporda, depremin Marmara Denizi’nin tam ortasında, Orta Marmara Sırtı üzerinde, yaklaşık 13 kilometre derinlikte meydana geldiği ve sarsıntının yaklaşık 13 saniye sürdüğü bilgisi paylaşıldı.
Artçı Sarsıntılar Derinlere Uzandı
Bu deprem, 26 Eylül 2019’da gerçekleşen 5,8 büyüklüğündeki Silivri depreminin yaklaşık 5 kilometre güneyinde yaşandı. Ana depremin ardından bölge, çok sayıda artçı sarsıntıyla sarsılmaya devam etti. 25 Nisan itibarıyla 291’i aşkın artçı şok kaydedildi. Bu artçılar, yaklaşık 40 kilometre uzunluğunda ve 12 kilometre genişliğinde bir alanda, ana fayın kuzey kesiminde yoğunlaştı. Özellikle Kumburgaz Çukuru çevresi ve kuzeydeki tali fay hatları üzerinde yoğunlaşan bu artçıların bazıları, 30 kilometre derinliğe kadar indi.
Birikmiş Enerji Ciddi Tehdit Oluşturmaya Devam Ediyor
Raporda, depremin yaşandığı bölgenin, 1766’da büyük bir deprem üreten Doğu Sırt Kuzey Segmenti (Kumburgaz Fayı) ile Silivri Sırt Güney Sınır Fayı arasında konumlandığına dikkat çekildi. 2019’daki Silivri depremlerinden sonra bölgede gözlemlenen gerilim değişimleri ile bu son depremin merkezi arasındaki uyuma vurgu yapıldı. Bilim insanları, yaptıkları analizler sonucunda 259 yıldır biriken enerjinin yalnızca %12’sinin açığa çıktığını, geri kalan büyük kısmın ise hala ciddi bir tehlike arz ettiğini belirtti.
Küçükçekmece, Depremde En Yüksek Sarsıntının Kaydedildiği İlçe Oldu
Hazırlanan ilk değerlendirme raporuna göre, ana sarsıntı yaklaşık 20 kilometre uzunluğunda ve 12 kilometre genişliğindeki bir alanda meydana gelirken, yer kabuğunda 30 santimetrelik bir yer değiştirme tespit edildi. Ulusal ve uluslararası sismoloji merkezleri, bu depremin sağ yönlü doğrultu atımlı bir faylanma sonucu oluştuğunu kaydetti. Uzman akademisyenlerin hazırladığı ilk değerlendirme raporunda, depreme ait sarsıntı şiddeti verilerine de yer verildi. Marmara Bölgesi genelinde toplanan verilere göre, sarsıntının en yüksek şiddet değeri İstanbul’un Küçükçekmece ilçesinde ölçüldü. Bu ilçeyi sırasıyla Eyüp, Marmara Ereğlisi ve Avcılar takip etti. Depremin merkez üssünden yaklaşık 200 kilometre çapındaki bir alanda yapılan ölçümlerde, en yüksek yer ivmesi İstanbul Küçükçekmece’de kuzey-güney yönünde 0,2 g olarak belirlendi. Diğer dikkat çekici ölçümler ise Sazlıbosna Barajı’nda 0,16 g, Marmara Ereğlisi kıyısında 0,1 g ve Arnavutköy’de 0,1 g olarak tespit edildi. Rapor, bu sarsıntı şiddeti değerlerinin yalnızca uzaklıkla açıklanamayacağını, zemin yapısı, yer şekilleri ve jeolojik özelliklerin de etkili olduğunu gösterdi. Ölçülen değerlerle mevcut sarsıntı azaltım modelleri arasındaki uyum oranının %65’in altında kaldığı belirtilerek, daha güncel dinamik azaltım modellerine ihtiyaç duyulduğu ifade edildi. Kumburgaz Fayı üzerine yapılan incelemeler, 1766 yılından bu yana bölgede biriken 3,7 metrelik gerilimin yalnızca 0,3 metresinin bu son depremle boşaldığını ortaya koydu.
Ayrıca, ana sarsıntı ve artçıların yayılımı incelendiğinde, bu hareketliliğin belirli bir kırık düzlemiyle sınırlı kaldığı, ancak gerilimin daha ziyade Orta Marmara Çukuru istikametinde yoğunlaştığı saptandı.
Fayın Büyük Bir Kısmı Henüz Harekete Geçmedi
Marmara Deprem Araştırma Merkezi Direktörü Prof. Dr. Cenk Yaltırak, depremin Marmara Denizi’ndeki Kumburgaz bölümünün yalnızca 20 kilometrelik bir kısmında vuku bulduğunu belirtti. Bu bölümün toplam uzunluğunun 80 kilometre olduğunu ifade eden Yaltırak, “Fayın sadece ufak bir kesiminde yaklaşık 30 santimetrelik bir yer değiştirme yaşandı. Oysaki aynı bölgede 3,7 metrelik bir gerilim birikmiş durumda. Bu, büyük bir depremin işareti değil lakin ‘Stres azaldı.’ demek de doğru olmaz. Fayın büyük bir bölümü hala olduğu yerde duruyor,” şeklinde konuştu.
Aynı Anda Kırılan Üç Ayrı Kırık
Prof. Yaltırak, geçmişteki verilere dayanarak çoklu fay kırılmalarının artık daha net anlaşılabildiğini dile getirdi. “1999 İzmit depremi örneğinde olduğu gibi tek bir sarsıntı değil, üç ayrı fayın eş zamanlı kırılmasıyla oluşan bir dizi deprem yaşadık. İlk büyüklük ölçümleri 7,4’tü ancak moment hesaplamaları 7,5’i gösterdi. Dahası o gün Düzce kırılmadı, o da bir ay sonra tetiklendi. Eğer aynı gün kırılmış olsaydı, bugün yaşadığımız yıkım çok daha vahim olurdu,” ifadelerini kullandı. Bu tür zincirleme kırılma senaryolarının 2023 Kahramanmaraş depremlerinde de gözlemlendiğini hatırlatan Yaltırak, Türkiye’deki büyük depremlerin genellikle art arda gerçekleştiğini ve bu durumun depremlerin etkisini katbekat artırdığını vurguladı. Farklı fay segmentlerinin ardı ardına tetiklendiği senaryonun “en kötü olasılık” olarak ele alınması gerektiğini sözlerine ekledi.
“7,8 Potansiyeli Bilimsel Bir Değerlendirme”
Prof. Dr. Yaltırak, Marmara Denizi için sıklıkla telaffuz edilen 7,8 büyüklüğündeki olası depremin, korku yayma amacı taşımadığını, tamamen bilimsel mühendislik hesaplamalarına dayandığını ifade etti. Bu büyüklükteki bir depremin keyfi bir öngörü olmadığını vurgulayan Yaltırak, “Bu rakam, bilimsel temelli doktora çalışmalarıyla, moment hesaplamalarıyla, fay uzunluklarıyla hesaplandı. Yani bu sayının arkasında ciddi bir akademik çaba, yüzlerce uzmanın çalışması var. Mühendis olarak görevimiz, toplumun karşılaşabileceği en büyük tehlikeyi tanımlamaktır,” diye konuştu. Depreme karşı alınacak önlemlerin hayati önem taşıdığını belirten Yaltırak, şu örneği verdi: “Dört bölmeli dolu bir kova düşünün. Bu kovanın içindeki her bölüm aynı anda boşalabilir. Ya hepsi birden boşalırsa ve biz buna göre önlem almazsak ne olur? Bir segment kırılırsa 7,1 olur, diğeri de tetiklenirse 7,4, üçü birden kırılırsa 7,6, dördü de kırılırsa 7,8. Eğer siz şehirlerinizi 7,1’e göre planlarsanız, 7,8 olursa yıkılırsınız ama 7,8’e göre hazırlanırsanız, 7,1 olursa bir şey olmaz. Bu kadar basit. Toplumun bunu anlaması gerekiyor.”
“İnsanlar İşitmek İstediklerini Dinliyor”
Depremler konusunda toplumda pek çok yanlış kanının olduğunu dile getiren Yaltırak, kendilerinin bilimsel verilerle doğru bilgiyi aktarmaya çalıştıklarını söyledi. Sözlerini şöyle sürdürdü: “Ancak insanlar işitmek istediklerini dinliyor. Bu, bilimden uzaklaşma durumu. İnsanlar gerçekleri söyleyenlere değil, kendilerini rahatlatanlara inanıyor ama gerçek şu ki doğanın keyfi yoktur. Unutuldukça deprem kendini hatırlatır. ‘Yarın Marmara’da 6,5 büyüklüğünde bir deprem olmayacak.’ diyemem. Olursa da kahin olmam. Bu bir tahmin değil, bir risk yönetimi meselesidir. Bizim görevimiz, en büyük riski belirleyip buna karşı kentsel dönüşüm planlamak, afet senaryoları oluşturmaktır.”