12:51 pm - Leroy Sane Kimdir
12:39 pm - Tammy Abraham Kimdir
12:27 pm - Jhon Duran Kimdir
12:46 pm - Ali Koç Kimdir
12:19 pm - Ahmet Necdet Sezer Kimdir
12:09 pm - Ayasofya Cami
12:41 pm - Güneş Kremi Tercihi
12:32 pm - Kene Yapışırsa Ne Yapmalıyım
12:04 pm - En Ucuz Tatil
5:43 pm - Barış Alper Yılmaz kimdir
Köylü kadın çekinerek seslendi;
– Afv edersin kızım, bir şey sorabilir miyim?
“Kızım” diye seslenmesi iyice sinirlerini bozdu.
– Ne var, adres mi soracan!
Sert çıkış karşısında kadın sesini alçalttı;
– Hayır kızım, başka bir şey soracaktım.
– Sizin gibi cahiller ya adres sorar, ya para ister.
Köylü kadının kızaran yüzüne aldırmadı bile. O sırada şık ve lüks giyimli, orta yaşlı bir kadının uzaktan yaklaştığını gördü. “-Nihayet.” diye düşündü. Ayağa kalkıp kadını karşılamaya çalışırken, kadın yanlarından geçip gitti. Somurtarak geri oturdu.
Yanındaki küçük kıza daha sıkı sarılmış köylü kadının gözünden bir damla yaşın süzüldüğünü gördü. Kadın gözyaşını saklamak için diğer tarafa dönünce bir yüzündeki büyük yanık izi göründü. Genç kız manalı manalı güldü;
– Bak kolayca gözyaşı dökebiliyorsun, yüzünde de çirkin bir yanık izi var. Burda ne bekliyorsun geç bir köşeye aç mendilini ağla… Fakat ağlamaya benden bir şey koparacağını sanma, tamam mı?
Kadın dayanamadı;
– Cahil deyip duruyorsun…
Kadın dayanamadı;
– Cahil deyip duruyorsun. Ne cahilliğimi gördün. Tanımadığım bir kadına, torununun yanında hakaret mi ettim!
– Oooo… laf yapmayı da biliyormuş.
-Anlaşıldı kızım, sen üniversite bitirmiş, çok şey öğrenmiş olabilirsin ama insanlıktan sınıfta kalmışsın. Torunumu okutmak için uğraşacaktım. Fakat seni görünce vazgeçtim.
Yaşlı kadın, küçük kızı alıp masadan kalkarken, boşalan yere doğru şık giyimli bir kadın yaklaştı. Cevap vermek için hazırlanan genç kız zengin giyimli, şık kadını görünce uzaklaşan yaşlı kadına cevap vermekten vazgeçti. Yaşlı kadın geriye bakmaya çalışan küçük kızın başını eliyle engelledi.
Bir süre sonra, genç kızın annesi parkta yanına geldi.
– Merhaba kızım, Zeynep Teyzen nerde?
– Kimse gelmedi anne. En son bir bayan geldi, yanıma oturdu. O da sadece dilenmek için gelmiş biriymiş.
– Allah Allah! Giyindiklerini çok iyi tarif etmiştim, seni nasıl bulamadı anlamadım. Yanında küçük bir kız olacaktı.
Genç kız bir an durakladı.
-Küçük bir kız mı?
– Evet.
– Anne! Biz zengin, kültürlü insanlarız. Herhalde arkadaşın da zengin, kültürlü biridir, değil mi?
– Kültürsüz değil ama zengin değil.
– Sakın bana köylü bir kadın olduğunu söyleme.
– Köyden gelen kadına ne denir ki!
– Oh… iyi iyi, köylü kadınları karşılamaya beni gönderiyorsun.
– Kızım, o kadına bir borcumuz vardı. O zamanlarda borcumuzun karşılığı bir şey veremedik. “Gün gelir, bir ihtiyacım olduğunda, ben kapınızı çalarım.” dedi ve işte bu gün kapımızı çaldı.
-Ne istiyormuş?
– Torununu okutmamızı istiyor. Baban şimdi arabayla gelip hepimizi alacak, kayıt için okula götürecek.
– Anne, o köylü kadına ne borcun olabilir ki, anlayamadım?
Annesi, kızının öfkeli ses tonuna dayanamadı;
– Kızım, sen bebekken biz köydeydik.
– Eee…
– Sana yıllar önce bahsetmiştim, köydeyken evimiz yandı, biz de inekleri, atları, tarlaları neyimiz varsa hepsini satıp köyden göçtük, demiştim.
-Evet, hatırladım.
– O yangınla ilgili bir ayrıntıyı, seni üzülebilir veya seni evde yalnız bıraktığımız için darılabilirsin korkusuyla anlatmamıştık.
– Herhalde şimdi anlatacaksın…
– Baban evde yoktu,
– Herhalde şimdi anlatacaksın…
– Baban evde yoktu, ben de su doldurmaya köy pınarına gitmiştim. Lodos mu ne diyorsunuz, işte o rûzgâr bazen ters esiyormuş, yukardan aşağı filan. Sen beşikte uyuyorken rûzgâr bacadan içeri esince közler ocaklıktan tahtalara sıçramış, yangın başlamış. Pınar yerinden dumanları görüp koştuğumda alevler her yeri sarmıştı. Birazdan yıkılacak gibi görünen eve yine de girmek için atıldığım anda Zeynep teyzen kucağına seni almış olduğu halde dışarı fırladı. O sahneyi hiç unutamam; onun kucağından seni aldığımda o çığlıklar atıyordu…
– Niçin ?
– Seni kurtarırken, sağ tarafı yanmıştı. Gelince görürsün sağ yanağında ağır bir yanık izi var. Çok acı çekti çook. Dur ağlama, seni bu kadar üzeceğini bilmiyordum. Tamam kızım, bak makyajın akıyor, ağlama. Hah! Baban da geldi. Fakat Zeynep teyzen hala bizi bulamadı…
Yazar: Ahmet Ünal ÇAM
HİKAYE 2
Gölgedeki Kız
Bir zamanlar, gözleri nehir gibi parlak, hayalleri gökyüzü kadar geniş bir kız vardı. Adı Zeynep’ti. Çocukluğu, her şeyin güzel olduğu, rüzgarın ılık estiği, çiçeklerin rengarenk açtığı bir kasabada geçmişti. Ancak bir gün, her şey değişti.
Zeynep’in ailesi, kasabanın dışında, ormanın derinliklerinde sessiz ve sakin bir yaşam sürüyordu. Babası, kasabanın dışında bir marangozdu, annesi ise ev işlerini yapar, çocuklarına her zaman sevgiyle yaklaşırdı. Zeynep, en çok annesinin mutfakta yemek yaparken söylediği şarkıları severdi. Küçük kardeşi, minik elleriyle annesinin peşinden koşarken Zeynep de, onlara bakıp gülümsediği o huzurlu anları hatırlardı.
Ancak zamanla, kasabaya gelen karanlık, Zeynep’in hayatını yavaşça sarmaya başladı. Babası, bir sabah kasabaya gitmek üzere evden çıktı ama geri dönmedi. Geri dönmeyen bir gün, iki gün derken haftalar geçti. Ailesinin gözleri korku ve belirsizlikle dolmuştu. Zeynep, annesinin her gün pencereye bakıp beklediğini, sabahları gözyaşlarıyla uyanıp geceyi aynı şekilde geçirdiğini görüyordu. Bir süre sonra, annesi de sessizleşti. Zeynep, olanları anlamaya çalışıyordu ama hiçbir şey açıklanmamıştı.
Bir gün, annesinin yüzünde derin bir hüzün vardı, Zeynep ona sorular sordu ama annesi her seferinde sessizce başını eğiyordu. Korkuyla dolu bir şekilde, Zeynep’in annesi bir gece, karanlıklar içinde, kasabaya gitmek üzere evden ayrıldı ve bir daha geri dönmedi. Zeynep, nehrin kenarındaki kayıkla annesinin izlerini bulmaya çalıştı ama suya her baktığında gözyaşlarını silmekten başka bir şey yapamıyordu.
Zeynep, yalnız kalmıştı. Kardeşi, suskun bir şekilde nehrin kenarında oturur, Zeynep’in kaybolan annesinin şarkılarını hatırlamaya çalışıyordu. Zeynep, her geçen gün biraz daha hüzünle büyüdü. Yaşadığı kasaba, eskisi gibi huzurlu değildi. Komşular, kendi dertlerine gömülmüş, birbirine yabancılaşmıştı. Zeynep, hayallerinin peşinden gitmek istiyordu ama bir an bile umut bulamıyordu.
Bir gün, kasabaya yeni bir aile taşındı. Ailenin küçük kızı, Zeynep’in yaşlarına yakındı. Bu kız, adını Lara koymuştu. Lara, bir sabah Zeynep’i bahçesinde gördü ve yanına yaklaşıp, “Merhaba,” dedi. Zeynep, kızın gözlerinde bir umut ışığı gördü. Belki de hayatına bir şeyler yeniden girebilir, belki de bu kasaba, Zeynep’in kaybolan hayallerini geri getirebilirdi.
Zeynep ve Lara, kasabanın kenarındaki ormanda sıkça buluşmaya başladılar. Zeynep, ormanın derinliklerine ilerlerken Lara’yla birlikte kaybolmuş hayallerinin peşinden gitmeye çalışıyordu. Ancak nehrin kenarındaki gölgedeki Zeynep, kaybolmuş anne sevgisinin eksikliğiyle her gün biraz daha soluyordu.
Bir gün, kasaba halkı, Zeynep’in babasının kayboluşunun ardındaki sırrı ortaya çıkardı. Zeynep’in babası, bir grup kötü insan tarafından kaçırılmıştı. Zeynep, annesinin de bir şekilde buna dahil olduğunu fark etti. Tüm kasaba, Zeynep’in annesinin sırlarla dolu bir yaşam sürdüğünü öğrenmişti. Ancak Zeynep, annesinin kaybolmasından sonra kasabaya yeni bir umut getiremediği gibi, kaybolan ailesinin yerini de bulamamıştı.
Zeynep’in hikayesi bir zamanlar hayal ettiği dünyadan çok uzaktı. Onun içinde bir boşluk vardı, yitip giden zamanların yarattığı bir boşluk. Ancak Lara, Zeynep’in hayatına girerek, kaybolan annesinin şarkılarının hala içlerinde yankılandığını, kaybolan umutların, gölgedeki kızın bile içini aydınlatabileceğini hatırlatıyordu. Zeynep, bir gün gökyüzüne bakarken, belki de yıldızların arasında kaybolan annesini bulabileceğini düşündü. Ve belki de, kaybolan her şeyin bir şekilde geri döneceği umudu, onun bir zamanlar hayalini kurduğu kadar güzel olmasa da, hayatın bir parçasıydı.
Hayatını yeniden kurma çabası ve kaybolanları arama yolculuğu devam etti. Zeynep, annesinin şarkılarını söylemeye başladığında, bir zamanlar kaybolan sevgi ve umutların, gölgedeki bir kızın hayatına dokunarak geri döneceğini düşündü.