12:51 pm - Leroy Sane Kimdir
12:39 pm - Tammy Abraham Kimdir
12:27 pm - Jhon Duran Kimdir
12:46 pm - Ali Koç Kimdir
12:19 pm - Ahmet Necdet Sezer Kimdir
12:09 pm - Ayasofya Cami
12:41 pm - Güneş Kremi Tercihi
12:32 pm - Kene Yapışırsa Ne Yapmalıyım
12:04 pm - En Ucuz Tatil
5:43 pm - Barış Alper Yılmaz kimdir
Sanki başımdan aşağı kaynar su döküldü. Öfkeden titreyerek, “Sen tam anlamıyla bir canavarsın!” diye bağırdım. “Onlar senin şov malzemen değil! O çocuklar hastalandığında başlarında sabahlayan bendim. Karanlıkta nasıl yürüneceğini, nasıl hissedileceğini, hayata nasıl tutunacaklarını ben öğrettim!”
Aylin gözlerini kısıp sertçe karşılık verdi: “Kes sesini Murat! Sen onlara sadece yokluk sundun. Ben ise önlerine bambaşka bir hayat koyuyorum. Kararı onlar verecek.”
Odanın içine ağır bir sessizlik çöktü. Kalbim göğsümü parçalayacak gibiydi. On sekiz yıl boyunca gözüm gibi koruduğum kızlarım, şimdi karşılarında duran bu lüks hayata, ışıklı dünyaya ve belki de gözlerinin açılması ihtimaline kapılıp gidecek miydi?
Elif, ellerini o pahalı elbiselerin üzerinden usulca çekti. Yüzünde yıllar boyunca içlerine işlettiğim o ağırbaşlı duruş vardı. Zeynep de ablasının elini sımsıkı tuttu.
Elif sakin ama güçlü bir sesle konuştu: “Bizim gözlerimiz görmüyor olabilir. Ama inan, biz birçok insandan daha net görüyoruz. Mesela şu önümüze serdiğin kıyafetler… Evet, pahalı olabilirler, gösterişli olabilirler. Ama içlerinde hiçbir sıcaklık yok. Tıpkı senin kalbin gibi soğuklar.”
Aylin’in yüzündeki o kendinden emin ifade bir anda dağıldı. “Ne saçmalıyorsun sen?” diye kekeledi.
Bu kez Zeynep söze girdi: “Babamız o eski kumaşlardan bize kıyafet yaparken, her ilmeğe sevgisini işledi. Biz o elbiseleri giyerken kendimizi eksik değil, tam hissediyorduk. Sen şimdi bize dünyayı vaat ediyorsun ama karşılığında asıl dünyamızı, yani babamızı elimizden almak istiyorsun. Gözlerimizi açtıracak doktorlar bile o sevgiyi bize geri veremez.”
Elif, masanın üzerindeki para tomarlarını ve marka kıyafetleri Aylin’e doğru itti. “Biz karanlıkta yaşamaya alıştık,” dedi. “Ama senin içinde taşıdığın karanlık, bizim dünyamızdakinden çok daha ürkütücü. Babamız bizim yolumuz, ışığımız, her şeyimiz oldu. Şimdi o yapay hayatını da, paranı da topla ve çıktığın yere git. Çünkü bizi yıllar önce nasıl bıraktıysan, yine aynı şekilde yalnız bırak. Bizim annemiz yok. Ama yiğit gibi bir babamız var.”
Aylin donup kalmıştı. O kocaman kibri, parası ve sahte ihtişamı, iki kör kızın tertemiz sevgisi karşısında bir anda eriyip gitmişti. Öfkeyle bağırıp çağırarak kıyafetlerini ve paralarını topladı. Ardından kapıya yönelip, “Zaten sizin gibiler için uğraşacak değilim!” diye haykırarak kapıyı sertçe çarpıp çıktı.
O kadın evden gider gitmez, dizlerimin üzerine çöktüm. Gözyaşlarımı tutamıyordum. Kızlarım yanıma gelip kollarını boynuma doladılar. O an anladım ki, yıllarca verdiğim emek, çektiğim sıkıntı, sabrettiğim her gece boşa gitmemişti. O sevgi, içlerinde sağlam kökler salmıştı.
Aradan birkaç ay geçti. Kızlarımın kendi elleriyle hazırladığı o kıyafetleri internette paylaşmaya karar verdim. Hiç beklemediğimiz bir şey oldu. Hem hikâyemiz hem de onların tasarımları büyük ilgi gördü. Kısa sürede dünyanın farklı yerlerinden siparişler gelmeye başladı.
Bir zamanlar annelerinin sunduğu sahte ihtişamı reddeden o iki kız, artık kendi emekleriyle yükselen bir markanın kurucusu olmuştu. Gözleriyle değil, kalpleriyle gören iki güçlü tasarımcıya dönüşmüşlerdi. Aylin kendi yapay dünyasında silinip giderken, biz küçücük evimizde sevgiyle büyüttüğümüz o gerçek zenginliğin içinde yaşamaya devam ettik.