12:51 pm - Leroy Sane Kimdir
12:39 pm - Tammy Abraham Kimdir
12:27 pm - Jhon Duran Kimdir
12:46 pm - Ali Koç Kimdir
12:19 pm - Ahmet Necdet Sezer Kimdir
12:09 pm - Ayasofya Cami
12:41 pm - Güneş Kremi Tercihi
12:32 pm - Kene Yapışırsa Ne Yapmalıyım
12:04 pm - En Ucuz Tatil
5:43 pm - Barış Alper Yılmaz kimdir
Yıllar önce küçük bir kasabada öğretmenlik yapıyordum. Her sabah bir öğrencim çamur içindeki, sırılsıklam ayakkabılarla sınıfa girer; diğer çocuklar ondan uzak durup fısıldaşarak gülerdi. O hiç sesini çıkarmazdı ama gözlerinden, üşümekten çok incinmenin canını yaktığını anlardım. Maddi durumum parlak değildi; yine de bir gün gizlice bir çift bot alıp kapısının önüne, kimden geldiği belli olmayacak şekilde bıraktım. Ertesi sabah okula kuru ayaklarla geldi. Bana uzun uzun baktı; gerçeği sezdiğini hissettim ama ikimiz de bunu dile getirmedik.
Aradan otuz yıl geçti. Bu kez ben hastane odasında, ertelenip duran bir kalp ameliyatını bekleyen yalnız bir yaşlıydım. Kendimi unutulmuş hissederken, koridorda klinik şefi belirdi. Kapımda durdu, yatağın yanındaki eski ayakkabılarıma baktı ve içeri girdi. Adımı öyle bir sesle söyledi ki yüreğim titredi. Beyaz önlüklü, kendinden emin o adamın kim olduğunu ilk anda çıkaramadım; ta ki gözlerinde yıllar önceki o mahcup çocuğu görene kadar.
Yatağımın kenarına oturdu ve çocukken yaşadığı o günü unutmadığını anlattı. Sınıfta alay edildiği o kış sabahını ve kapısında bulduğu isimsiz botları… “O gün biri beni gerçekten gördü,” dedi. “Utancımı fark etti ve bana değer verdi.” O botların yalnızca ayaklarını değil, özgüvenini de ısıttığını; zor zamanlarında hep o iyiliği hatırladığını söyledi.
Botların içindeki fişi çıkarmayı unuttuğum için kimin aldığını bildiğini ama beni mahcup etmemek adına suskun kaldığını itiraf etti. Ardından personele dönüp ameliyatımın derhal yapılmasını emretti. Sözlerinde bir başhekimden çok, minnet duyan bir evladın sıcaklığı vardı. Yıllar önce yaptığım küçük bir iyiliğin böylesine büyüdüğünü görmek içimi tarifsiz bir duygu kapladı.
Ameliyathaneye götürülürken elimi bırakmadı. O an şunu anladım: Dünya ne kadar sert olursa olsun, bir zamanlar üşüyen bir çocuğun ayaklarını ısıtan iyilik, gün gelir sahibine hayat olarak geri döner. Çünkü gerçek iyilik kaybolmaz; sadece dönüş zamanını bekler.