12:51 pm - Leroy Sane Kimdir
12:39 pm - Tammy Abraham Kimdir
12:27 pm - Jhon Duran Kimdir
12:46 pm - Ali Koç Kimdir
12:19 pm - Ahmet Necdet Sezer Kimdir
12:09 pm - Ayasofya Cami
12:41 pm - Güneş Kremi Tercihi
12:32 pm - Kene Yapışırsa Ne Yapmalıyım
12:04 pm - En Ucuz Tatil
5:43 pm - Barış Alper Yılmaz kimdir
O yakıcı Temmuz sabahı, hayatın rutini içinde akıp gidiyordu: asfaltın harareti, bitmek bilmeyen kilometreler ve bir an önce eve ulaşma arzusu… Ta ki yolun kıyısında, güneşin gazabına terk edilmiş o iki yaşlı insanı fark edene kadar. Yanlarındaki hırpalanmış birkaç bavulun gölgesine sığınmışlardı; çehrelerine ise ihanetin verdiği o ağır utanç ve sahipsizliğin dilsiz haykırışı kazınmıştı. Direksiyonu sağa kırdım; gözlerindeki o boşluk, yardımdan öte bir sığınak aradıklarını söylüyordu.
Kadın, titremesine engel olamadığı bir ses tonuyla, evlatlarının “hemen geleceğiz” diyerek onları oraya bıraktığını fısıldadı. Saatler akıp gitmiş, güneş batmaya yüz tutmuştu ama gelen giden yoktu. Yaşlı adamın, “Bizi artık sadece birer fazlalık olarak görüyorlar,” şeklindeki acı itirafı kalbime bir bıçak gibi saplandı. Onları o ıssızlıkta bırakamazdım; önce bir sağlık kontrolü, ardından da onlara açtığım evimin kapıları, bu büyük vefasızlığa karşı tek cevabımdı. Zamanla dökülen kelimeler, bir ömrün nasıl feda edildiğini ama üç evladın bu emeği nasıl bir kenara ittiğini resmediyordu.
Durgun bir akşam vaktinde yaşlı adam, titreyen elleriyle sararmış bir zarf uzattı. İçindeki belgeler, aslında her şeyi tersyüz edecek cinstendi: Yıllar evvel, kendilerine gerçekten sevgiyle bağlı olan, ailenin en küçüğü ve en saf yürekli kızı adına tescillenmiş değerli bir mülkiyetin tapularıydı bu. Anne ve babalarını sokağa atan o açgözlü kardeşlerin bu gizli hazineden haberi yoktu.
Çok geçmeden, vicdan azabı yerine mirasın kokusunu alan o hayırsız evlatlar kapıda belirdi. Ancak peşinde koştukları servetin anahtarının, hor gördükleri kardeşlerinde olduğunu anladıklarında tüm yalanları ve sahte gözyaşları gün yüzüne çıktı. Hukuk ve ilahi adalet, o sevgi dolu kızın ve yaralı ebeveynlerin safında durdu; hırs ve kötülük kendi karanlığında boğuldu.
Sonuç: Bu aileyle geçen yıllar bana hayattaki en büyük hakikati öğretti: Dünyayı değiştiren şey devasa devrimler değil, bir yol ayrımında durup kimsesiz bir ele uzanmaktır. O gün o arabayı durdurduğumda aslında sadece iki insanı kurtarmadım; ben, kendime ait gerçek bir yuva ve huzur buldum.