İzlerin Ritmi: Dansın Ardındaki Saklı Hakikat
İzlerin Ötesinde: Küllerden Doğan Hakikat
Bir yangından sağ çıkmanın en büyük sınavının, vücudumda kalan o kalıcı nişanelerle barışmak olduğunu sanırdım. Ancak mezuniyet balosuyla başlayan o sarsıcı gece, geçmişimin karanlık sularında bildiğim her şeyi yerle bir etti. Dokuz yaşındaydım; boğucu bir dumanın içinde, odamın kapısını bile seçemezken öksürüklerle uyanmıştım. Annemin üst kattan gelen çığlıkları hâlâ kulaklarımdadır. İtfaiye bizi dışarı çıkardığında evimizden geriye küller, bende ise yüzümden koluma kadar uzanan ve asla silinmeyecek yanık izleri kalmıştı.
Zamanla aynadaki o yabancıya alışıyor insan. Asıl zor olan, insanların delici bakışları ve bitmek bilmeyen fısıltıları arasında büyümekti. Kimse yüzüme karşı bir şey söylemese de, o sessiz acımaların ağırlığı ruhumu eziyordu. Lise sona geldiğimde, bu bakışlardan etkilenmiyormuş gibi davranma konusunda adeta profesyonelleşmiştim. Annem beni mezuniyet balosuna gitmeye ikna ederken, “Hayatını bir kez değiştiren o yangının, gelecekteki kararlarını da yönetmesine izin verme,” demişti.
Baloya adımımı attığım an pişmanlık dalgası her yanımı sardı. Herkes kahkahalar atıp fotoğraflar çekilirken, ben içecek masasının yanında, telefonumla meşgul görünmeye çalışarak görünmez olmayı diledim. Tam o sırada, okulun popüler ismi Aras yanıma geldi. Şaşkınlıktan donup kalmıştım; Aras elini uzattı ve beni dansa davet etti. Dans pistine çıktığımızda fısıltılar yükseldi ama Aras hiçbirini umursamadı. Bütün gece birlikteydik; ilk kez kendimi bir kurban gibi değil, normal bir genç kız gibi hissettim.
Ertesi sabah kapımızın polisler ve Aras’ın ailesi tarafından yumruklanmasıyla uyandım. Aras ortadan kaybolmuştu. Polislerin sorusuyla kanım dondu: “Aras’ın 10 yıl önceki yangın gecesi evinizin çevresinde olduğunu biliyor muydunuz?”
Aras, o gece ağabeyi Mert’i gizlice takip etmiş ve onun bizim evimizden çıktığını görmüştü. Mert hapisten çıkmak üzereydi ve Aras bu suçluluk yüküyle daha fazla yaşayamamıştı. Onu nerede bulabileceğimi biliyordum: kasabanın kıyısındaki terk edilmiş fabrikalar. Oraya gittiğimde Aras’ı bitkin bir halde buldum. Gözlerimin içine bakarak itiraf etti: “Mert’in pencereden çıktığını gördüm ve hemen ardından dumanlar yükseldi. Sadece dokuz yaşındaydım, Mert’in hayatı kararmasın diye sustum.”
Aras beni acıdığı için değil, artık saklanmaktan ve beni önemsemiyormuş gibi davranmaktan yorulduğu için dansa kaldırmıştı. Birlikte cezaevine, Mert’in yanına gittik. Karşımızda duran o adam artık korkunç bir caniden ziyade, pişmanlıklar içinde yaşlanmış bir gölge gibiydi. Mert, yangını kasten çıkarmadığını söyledi. Pencereden gizlice içeri girdiğini, o sırada yaktığı sigarayı tezgahta unutup kaçtığını anlattı. Basit ve sorumsuz bir gençlik hatası, hepimizin hayatını sonsuza dek değiştirmişti.
Görüş odasından çıktığımda içimde beklediğim o yakıcı öfkeyi bulamadım. Sadece derin bir hüzün vardı; bir ihmalin kaç hayatı birden kül ettiğine dair bir hüzün… Karakola gidip Mert’ten şikâyetçi olmayacağımı söyledim.
Bu karar izlerimi yok etmeyecekti, evet. Ama o gün ilk kez, o yangının ve taşıdığım izlerin artık hayatımın direksiyonunda olmadığını fark ettim. Küller dağılmış, gerçek gün yüzüne çıkmıştı; artık özgürdüm.

